30 Mayıs 2008 Cuma

anket!

evet efendim uzun süredir anket yapmıyorduk, e o zaman yapalım, ne duruyoruz.
aylakzamanlar daki anketler ne amaçla yapılıyor jeremy?
bilmem, öylesine, sitenin kendisi gibi jeremy
merak edenler için bu yeterli sanırım.
anket konumuz istanbulluları ilgilendiriyor, onun için diğerleri ankete katılarak standart sapma ya neden olmasınlar, adam olun, çocuk oyuncağı değil bu.
sevgilinle, arkadaşınla, eski sevgilinle, dayı oğlunla, hocanla, x le nerede bulusuyorsun beyoğluna geldiğin zaman, bunu merak ediyoruz. ankete katılacak karşı taraf çocuklarına da şunu söylüyorum, biz kadıköy ü hiç sevmiyoruz.
en çok tercih edilen yerleri seçtim, yoksa sizin bilmem ne sokağında bilmem nerenin önü gibi garip tercihleriniz varsa sizi bağlar, politikacı şıkkı "diğer" cevabı da yok anketimizde, ya konuşacan ya da..
her neyse..
bugün okurlarıma hiç nazik davranasım gelmiyor, nedendir bilinmez. ha bu arada son iki şıkkı işaretleyecekler olacaklar. işaretlemesini istemiyorsam niye koyuyorum falan filan, tamam ya, istediğini seç.
sıcak, çok sıcak.

29 Mayıs 2008 Perşembe

buckley


sadece müziğin kendisine verdiklerini geri vermek istiyordu.
ki verdi de.
kaçımız istediğimizi yapabileceğiz ki bu dünyada?

26 Mayıs 2008 Pazartesi

nuri bilge ceylan


Beş sene önce ilk yaz günleri.
Eski dost Birsen bir filme giderken ben de ona takılıyorum, Fransa da ödül aldığı için tekrar gösterime giren bir film.
Yaklaşık iki saat sonra çıkıyoruz, İstanbul un kuru sıcağı yüzümüze vuruyor, ama benim aklımda 01-02 kışındaki kar yağışı var. Aynı yerdeyiz ama o beyaz mucizenin çok uzağındayız. Filmden çıkınca ilk bunu düşünüyorum.
Sonra ben susunca birsen hadi ama o kadar da sıkıcı değildi diyor.
O güne kadar öyle bir film izlememiştim, karşılaştırabileceğim bir film bile yoktu.
Bu film çok farklıydı, çıkınca insanın hemen konuşası gelmiyordu.
Sonra beş sene boyuca konuştuk, yetmedi hala konuşacağız.
Geriye doğru bir yolculuğa çıktık akabinde.
Mayıs sıkıntısı, kasaba, koza sonra iklimler.
İkilimler yarışırken heyecanla oturup beklemiştik, ama hevesimiz kursağımızda kalmıştı.
Sonra dün heyecanla tv karşısına geçtim. Sean penn eline kağıdı alınca nuri bilge diyeceğini anladım, sonra ismini söylediğinde gerçekten bir arkadaşım kazanmış gibi sevindim.
Sonrası çok şıktı.
Ödülünü “güzel ve yalnız” ülkesine armağan ettiğini söylediğinde tüylerim diken diken oldu.
Bu ödülün ne kadar önemli bir ödül olduğunu ilerleyen zaman diliminde nuri bilge ceylan ın içinde yer alacağı projelerle anlayacağız.
Umarım bu ödül önümüzdeki on senede türk sinemasının önünü açacak ve ülkesini karalama ihtiyacı duymayan büyük sanatçılarımızın sayısı artacak.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

aylak a.

Okulda boş boş otururken birden saçlarımı kestirmek geldi aklıma.
Nedense bir anda saçlarımı kesersem her şey güzel olur gibi geldi.
Uzağa gitmeden soluğu yıldızın berberinde aldım. Dört senedir buradaydım ama ilk defa yolum düşüyordu buraya, ama hiçbir şey kaybetmemiştim, herif her berber gibi çok sıkıcıydı. Memleketim falan, yine de saçlarımı kestirme fikri parlaklığını yitirmemişti. Çok kötü geçen üç ayı saçlarımı kestirince geride bırakacağımı sandım galiba.
Komiğim ben de farkındayım jeremy. Aynaya baktım, berbat duruyordum.
Biraz dolandım, binaların içinde sigara içen var mı ona bakıyordum.
Cebimde altmış iki kağıdım var mıydı acaba.
Neyse bir iki çocuk gördüm ama onlarla canım konuşmak istemedi.
Sonra bir kız gördüm tek başına merdivenlere çökmüş sigara içen.
Evet ben düzen düşmanı bir adamım-!-, normalde içmesem de ceza varken sigara içmek çok cazip geldi.
Bir tane istedim ondan, sonra müşfik bir sesle teşekkür ettim.
Ne dinlediğini sordum, aklıma ilginç bir şey gelmemişti, bizim boktan binalarda insanın aklına bir şey gelmiyor.
“Portishead, third.”
Ne güzel hemen başlamışsındır konuşmaya diyorsan öyle olmadı, ne dinlerse dinlesin pek ilgimi çekmiyordu.
Sonra ismini merak ettim, daha doğrusu isminin özge olup olmadığını, arada sırada bir özge yle tanışma isteği doğar bende, onu duyumsamıştım yine.
Bir şey dedi ama özge değildi ismi sadece bu kaldı aklımda, zaten önemli değildi, ben de ona ismimi yanlış söylemiştim.
Görüşürüz dedim, kaldı arkada.
Sigara da bitmişti, Winston u hiç sevmiyorum.
Kafamı elime götürdüm, yeni kesilmiş saça dokunmayı severim, ama sanki hiç kestirmemiş gibiydim saçlarımı.
Garip şey.
Neyse çıktım okuldan, müziği açtım, portishead-third barbarosdan aşağı seğirttik.

22 Mayıs 2008 Perşembe

aylak a.


Sabahtan beri ablamın uyanıp bir saat sonra gitmesini saymazsam evde tek başıma oturuyorum; sessizlik bazen insanı rahatsız eder, düşünmeden yapamazsın, konuşacak kimse yok, ben de bugün sayfama biraz yazmak istedim.
Dostlar bilir. Olaylardan hiçbir zaman bahsetmem, sadece bir iki cümle, ayrıldım, bitti, bunun gibi bir şeyler. Hiçbir zaman olanları anlatmak istemem, kendime de bahsetmek istemem onlardan, ama zihnimin bir yerlerine yerleşir onlar, herhangi bir imge onları bana geri getirir her zaman olduğu gibi.
Her zaman bahsedilir istediğin gibi bir sevgiliyi bulmanın ne kadar zor olduğu. Geriye dönüp baktığımda ise bu durumu ben kendimde açıklamakta zorlanıyorum. İstediğin gibi bir sevgili kimdir, gerçekten kimdir, ben bir cevap veremiyorum. Zeki, bilgili, güzel, karizmatik birçok kadınla tanıştım. Bunu söylemekte bir sakınca yok, herkes yeni birileriyle tanışabilir, sadece kafandaki sorunlar yeni birilerinin olmasını engeller. Güzel günler, kısa da olsa güzel günlerimiz oldu. Birbirimizin kulağına anlamını bilmediğimiz kelimeler fısıldadığımız, camdaki buğuda bizim olduğumuz günler. Sonra her zamanki gibi biter. İnsanlar düşünür bir ilişki bittiği zaman neden bittiğini. Birçok neden gelir aklına, genelde onu suçlarsın, aynaya bakman için epey bir zaman geçmesi gerekir. Belki sevmeye yeteneğim yok, bundan hiçbir zaman tam anlamıyla emin olamadım, belki de hiçbir zaman sevginin hakkını veremedim, ama hep arkadan birisi geldi. Ve o bilinç orada kaldı, sanki daha önce öyle birini tanımamışım gibi. İnsanları çok çabuk geride bırakabilirdim, hala da öyle yapabilirim, hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerimde hissetmem, ama aynı zamanda her zaman sola sapınca onlarla karşılaşacağımı da bilirim. Ne diyordum, yeni biri. Ne güzeldir o ilk günler. Nedensiz gülümseme kadar hayatta güzel bir şey yok jeremy, bir insana en çok yakışan yüz bu. Bunun üstüne çok düşündüm, hayattaki en saf, en yoğun duygu bu. Her şeyi geride bırakmak, birkaç gün için de olsa. Sonra, sonrasından bahsetmek istemiyorum. Başka bir şey geldi aklıma. Bir adam aynı anda kaç kadını sevebilir veya aynı anda iki kişiyi sevebilir mi, onlara hissettiklerini nasıl açıklarız. Kelimeler çok önemli değil, boş ver onları, onlara ne kadar sığınsak da her şeyi kelimelerle açıklayamazsın. Ben aynı anda ikisini birden sevmiştim, gerçekten benim için durumun açıklaması buydu. Yalnızlık korkum her zaman yanı başımda, insanlara olan sevgimde yine bir bencillik var bundan şüphem yok. burjuva aşklarından tiksinmem belki de, her şey farklı olmalı, ama ne olursa olsun sonunda yine hepimizin içi acıyor, burjuvaların bizden haberleri bile olmazken. Her başlayan ilişki bitmeye mahkum. Tamam, eyvallah. Ama bir kez olsun bitiremedim. her şeyi başa sarmam için onu biriyle görmem yeterli olur. Hani çocuklar vardır ya, oynamadıkları oyuncakları vardır, sonra gelip biri alınca ağlamaya başlarlar. İstemdışı bir şey kontrol edemiyorum, beynimin bir köşesinde onların sadece benimleyken mutlu olabileceklerine koşullandırıyorum kendimi, şövalyelik zamanı geliyor, onu kurtarmam lazım, onu kurtardım, peki sonra?
Birçok şey oldu, artık yoruldum, kendinden emin olmamak lazım, ama üniversiteye başlarken olduğum benden değiştim artık. Geçenlerde küçük bir şey oldu bana bunu bir kez daha hatırlatan. Çukurcuma dan aşağı yürüyordum, çok güzel bir kız gördüm. Yere çökmüş resim yapıyordu, nereye çiziyor ki acaba diye arkama baktım, eski bir binaydı, tekrar ona döndüğümde gözlerimiz kesişti, gülümsedik sonra ben yürümeye devam ettik. Ne var ki bunda diyebilirsin, ama gerçekten eskiden olsa ben onun yanına çökerdim, yeni birileriyle tanışmak beni çok heyecanlandırırdı, şimdi ise çekingen bir gülümsemeyle yoluma devam ettim. Bir şeylerin değiştiğini küçük olaylarla anlarsınız, öyle bir durumdu kısacası. Hep şunu dedik:sadece kendim olmak istiyorum. Kendimiz olduk sanırım bu yolda, biz bu yolda şekillendik, kalıba girdik, sonra bu yolda ayaklarımız kaybettik. Yine yürürüz bir şekilde, bundan eminim, ama geçmişe baktığımızda aklımıza güzel şeyleri getirmeliyiz. Evet bir imge, Pazar akşamı tek başına yemek yerken seni buruk da olsa gülümsetebiliyorsa mutlu olmalısın. Başka bir Pazar, yeni bir imgen olur, dediğim gibi ayakların seninle. Birçok yanlış yaptık, karşılıklı olarak, ama ne olursa dostluklar her şeyin önünde benim için. Senin içinde öyle biliyorum yoksa ne işimiz olurdu birlikte. Jeremy hepinizin soframda yeri hazır, biliyorsun aslında bunu, ama bazen güzel şeyleri hatırlatmakta fayda vardır.
Yazarken önce aklımda sonra fonda oasis dont look back in anger vardı.
Yine eskiler..
Görüşürüz jeremy, soğuk su içip de mideni üşütme.

18 Mayıs 2008 Pazar

ian curtis


Sadece 23 iken..
Umarım artık huzuru bulmuşsundur.
Umarım hepimiz birgün bulacağız o huzuru..

17 Mayıs 2008 Cumartesi

meebo

Bu meebo denilen şeyi şimdi hatırlayamadığım kadar uzun bir süre önce koymuştum jeremy. Ben spontone diyaloglara bayılırım, öyle bir şeyler olur, bir iki kafa tiple konuşuruz demistim. Neyse ilk açtığımda netteyken meebo yu da açmaya çalışıyordum, sonra başka siteye girmek falan kastı, meebo aklıma bile gelmemeye basladı.
Ayda bir meebo ya gelenleri kontrol ettim yine de. İşin ilginç tarafı da bu. Meebo ya ben offlineken gelen mesajlar. Şimdi paylaşmayacağım ama bu ne lan dedirten şeyler var, övenler var falan filan. Ama meebo yu bunun için koymamıştım, bu yazılarımı beğenenlerle konuşmayı tercih ederdim offline mesajlara. Kısacası artık meebo yu kaldırıyorum, bana bir şey yazmak isteyen hayranlarım-!- lütfen çet baks veya maili kullansınlar. Bu gmail talk çok daha basit bir şeymiş meebo dan, tek tıkla online oluyorum, maillere bakabiliyorum, yani öyle işte jeremy.

pete dorothy


Geçtiğimiz ay pete bey mal taşımaktan enselenmişti, bu yüzden bir süre hapishanede takıldı, mevzuyu belki duymuşsundur. Neyse bunun ilginç bir yanı yok haliyle, zaten bundan haberimiz de olmazdı durum sadece bu olsaydı. İçerdeyken pete dorothy Müslümanlarla tanışmış, onlar ona kuran vermişler, o çok etkilenmiş, Müslüman olmayı düşünüyormuş. Bir an kendisini Müslüman olarak düşündüm, kafamda hiçbir şey oluşmadı, sonra acaba nasıl bir şeyler çalar dedim, yine bir şey canlanamadı. Ama pete mükemmel bir şair, ikinci cat stevens olabilir, düşünsene o bayık gözleri yüce Allah sana inanıyoruz falan derken.
Ha ha, neyse pete geçenlerde çıkmış, amy winehouse la öpüşürken yakalamışlar bugün gazetede gördüm. Bence çok tatlı bir çift olurlar, sence jeremy?
Magazin bültenimiz sona erdi.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

blog, reklam, sen, ben, biz, jeremy

Efendim son birkaç aydır pek bir şey yazmadim sizin de bildiğiniz üzere. Bu süreçte epey bir blog dolandım, millet ne yapıyor bakalım diye. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bir bloga giriyorum iki dakika duruyorum, sonra sıkılıp geçiyorum, çok nadir olsa da beğendiklerim oldu, onları da bilgisayar basında okuyasım gelmedi, yani öyle bir şey, iyi bir blog okuyucusu olma şansım yokmuş bunu bir kez daha gördüm.
Sayfalarda en çok dikkatim çeken yorum sayılarının fazlalığı durumuydu. Gerçekten millet yazışıyor, sonra öbür taraf yazıyor falan filan. Benim hiçbir şey yazasım gelmedi. Yani yukardan bakmıyorum yanlış anlama jeremy, beğendiklerime veya bir sey demek istediklerime de bir sey yazasım gelmedi. Sonra sayfama hic yorum yazmayan arkadaşlarımı, hatta okumayan arkadaşlarımı düşündüm ve onlara artık bir sey dememeye karar verdim. Zaten birbirimizi görüyoruz niye bloğuna bakayım ki demisti bir tanesi ki bu gayet makul bir cevaptı, başka bir tanesi de yüzüne söylerim canım demisti; ki o da haklıydı aslında. Yani kısacası yorum yazan yazsın, ben maille uyarılma olayını açtığım için haberdar da oluyorum, ben de yazıyorum, ama yazmayana da lafım yok artık.
Bu arada hazır bloglardan bahsederken gecen ay açılan İstanbul şubem gar hayallerinden bahsedeyim. İşte benim İstanbul şubem kısacası, yan taraftan linkini verdiğim tek sayfa. Yani beni beğeniyorsan onu da beğenirsin demiyoruım jeremy, bilemem, belki berbat bulursun sayfasını, sana hiçbir şeyi garanti edemem, merkez şubeye iç işlerinde karışamaz sonuçta, evet şu an bunu okuyup benim sayfamı cok sıkıcı bulan okur, belki sen de garhayallerini çok seversin, hayatının anlamlandırırsın onun sayesinde falan.
Kısacası öyle.

durmak yok, yola devam!


Altı ayı aşkın bir süredir taksim deki kütüphane kapalı.
Ara ara meraktan bakıyorum değişen bir şey yok.
Hayır bize kaynak sağlayan bir kütüphane olmasını geçtim, İstanbul un göbeğinde içine girip bir şeyler okuyacağımız bir kütüphane bile yok. galiba uzun bir süre daha olmayacak.
Geçtiğimiz günlerde okuduğuma göre akm 17 ay tadilatta olacak. Millet bir buçuk senede uzay üssü gibi stad dikecek, adamlar on yedi ay tadilat yapıyor. Bu arada niye on yedi ay diye merak ediyorsanız şöyle diyeyim. On yedi ay sonra 2010 a gireceğiz, kültür başkenti olayı. On yedi ay sonra akm ne halde olacak çok merak ediyorum.
Evet efendim Büyükşehir çalışmaya devam ediyor.

4 Mayıs 2008 Pazar

baslıksız

Evimizde neden saklandığından tam olarak emin olamadığım 94 kasım tarihili milliyet gazetesine bakmak beni epey eğlendirdi bugün.
Derya Sazak, Taha Akyol ve Melih Aşık ın fotoğraflarına bakıp bakıp güldüm. Hala küçük bir çocuğum, fotoğraflara bakmak bile neşelenmeme yetiyor görüyorsun jeremy.
Sonra ne vardı, tayyip amcam vardı. Bilmeyenler varsa hatırlatalım, kendisi o sıralarda İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıydı. Babamın etkisi var mıdır tam olarak bir şey diyemeyeceğim ama o zaman bile sevmezdim kendisini. Ne demiş hazretleri biraz bakalım. Resmi nikaha gerek yok, imam nikahı yeterli, bu değişikliğin yapılması lazım. Aynı zamanda kıydığı nikahlarda imam nikahında olduğu gibi üç kere evet demeye zorluyormuş çiftleri. Sözü özü bir adam vessela,m bir kez daha kendisine hayran kaldım.
Sonra ne var yasemin kozanoğlu mankenlik yapıyor, hala yapıyor galiba, memurluk gibi bir şey bu mankenlik sanırsam.
Rıdvan futbolcu…
Selami şahin kanal altıda talk shov a başlayacakmış akşam, sayfanın tümün kaplayan bir reklam, selami abim çok cool.
Alin abla yine yazıyor, yine bir ayrı.
Kanal d akşam prime time da soderbergh in Kafka sını yayınlıyor. Yetmiyor gece szabo nun filmi var, o zamanlar harbi farklıymış olaylar.
Forrest gump vizyona girecekmiş kasım bilmem ne de.
Yani okurken epey eğledim. Kendi evime taşınınca da arşivleme olayına başlayacağım, yerin varsa sen de yap jeremy.
Böyle bir şarkı da vardı sanki.Çıkaramadım, görüşürüz