uzun zamandır yazmıyordum, aslında yazacak bir şey yok jeremy o yüzden.
neyse oturduysam, kirap okumayı bırakıp makinanın başına geçtiysem bir şeyler yazabilirim sanırım.
geçenlerden sahaflardaydım.
ha ha çok yeni bir şey.
evet, yeni bir şey yok ama sahaflarda her zaman hayat var.
kitap almak için de girdiğim olur ama genellikle sadece bakınmak için sahaflara giderim. sahaflarda kaderlerine terkedilmiş, üstüste tıkıştırılmış kitapları görmek hiç de güzel bir manzara değil aslında.
düşünsene bütün hayatını oraya aktarıyorsun ve sonra orada biri okuyor, seni bırakıyor, öbürü alır bakar gibi yapıyor, sonra o da çöpe bırakıyor.
kitapların kaderi bu.
iyi kitapların da ne yazık ki.
önceden okuduğum bir kitabı sahafalarda bana ürkekçe selam verirken görmek de hiç güzel bir manzara değildir.
ama yine de çok severim bunu. bir anda o kitap aklıma gelir. aklıma gelmekle kalmaz, artık elimdedir ve gerçekten de aklımdaysa onu bir gazetenin sayfalarını çevirir gibi çevirmem, not ettiğim satırları bulmaya çalışırım.
bir de görünce hiçbir şey hatırlayamadığım kitaplar var, ki onları görmek sinirim bozar.
düşünsene okumuşsun bir kitabı jeremy ve bir satır bir şey hatırlamıyorsun, onu bırak konusu hakkında bile hiç fikrin yok, sadece kapaktan tanıyorsun.
öyle bir kitap gördüm işte.
dublorün dilemması.
evet, ben almamıştım, ablam almıştı, niye almıştı, nedir, ne değildir, neyse artık, kitabı elime aldım düşündüm. hiçbir şey gelmedi aklıma.
ki o zaman bu kitap niye var?
ve ben "çok değerli zamanımı" niye okuyarak harcamıştım?
biliyorsun işte, gereksiz şeyleri okumamak lazım, üç sene öncesine göre çok bilinçliyim bu konuda. işte bir kitap düşün, bizim evde de var ve benim o kitapla ilgili tek hatırladığım şey bizim kütüphanede anar ın amat ın yanında sarı kırmızı uyumunu yakalaması. neyse bıraktım onu oraya, onun yerisi de orası olmalı zaten.
kazım taşkent baskısı bir don kişot gördüm, fiyatta uygundu ama almadım. bazen gereksiz yere cimri oluyorum, sahaftan çıktığım sırada niye almadım diye hayıflanmaya başlamıştım.
yine de elimiz boş çıkmadık. bernard ın okumadığım iki kitabını buldum sahaflardaki favori dükkanlarımdan birinde.
bana sen thomas bernard istiyordun öyle değil mi dedi.
yok dedim, gördüm aldım.
bir aralar paso ona turgut uyar var mı diye soruyordum, o da bana evde var diyordum.
şimdi benim evde de var, artık sormuyorum, neyse.
bu yazı burada biter.
iyice günlük gibi mi olduk jeremy, yazın performans düşüyor, tuz kaybı falan, idare et.
23 Haziran 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
deneme deneme 1-2
arkadaşım ne zor şey yorum yapmak vazgeçtim yaw bugün çok şanssızım gerçekten kusra bakma lüzumsuz
rica ederim abi, her zaman kapım açık sana.
Yorum Gönder