31 Temmuz 2008 Perşembe

akepe

laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu 10 oya karşı 1 oyla "tescillenmiş" bir partinin başkanı laikliği korumaya devam edeceklerini söylüyorsa ve partililer bu damgalanmayı çocuklar gibi kutluyorsa
söylenecek bir söz kalmıyor daha çok duyacağımız bu motto dan başka:
"durmak yok, yola devam!"

19 Temmuz 2008 Cumartesi

sevmek, her şey bir insanı sevmekle başlar.

evet, aylak zamanları açalı bir sene oldu.
blog mevzusu, blog açma işi, blog düşüncesi, içeriği vesaire yıllardır konuştuğumuz bir konuydu.
zamanında birsen le bir sinema blogu yapmayı düşünüyorduk, ama sonra o iş yattı, başka bir şeyler düşündük, onlar da olmadı, geçenlerde bir site gördüm, bizim yapmayı düşündüğümüz tarzda bir sinema sitesi, biz daha iyisini yapardık diye düşünüyorum, ama sonuçta olmadı.
ve sonra tek başıma bir şeyler yapma fikri kafamda oluşmaya başladı.
blog nedir, ne değildir, ne olmalıdır, niçin yapılır bu soruların cevabını bilmiyordum geçen sene burayı açarken, bir sene geçti, ama bu konuda hala bir fikrim yok.
blog olayını en iyi bu drum anlatıyor sanırım, bir tanımı yok, herkesin kendi sayfası var.
daha önce blog okumuyordum, sayfayı açtıktan sonra gözlem yapma fırsatım oldu.
kimsenin sayfası hakkında söyleyecek bir lafım yok, ama okuyamadım çoğunu, blog okumak bana göre değil.
kendi yaptığım işi değerlendirmem ne kadar doğru olur bilmiyorum ama aylak zamanlar da standartın uzağında kaldığımı düşünüyorum, bu iyi bir şey, bundan memnunum.
aylak zamanların kendi halinde bir yer olması, pek okuru olmaması da ırgalamıyor beni.
sayfa pek okunmuyor dedim ama birçok kişiyle konuşmalarım oldu doğrusu, ilginç insanlarla yazışmalarım oldu, tanımadığım kişilerle konuşmak da yeni bir deneyimdi benim için. aylak zamanların yanı başımdaki bir dostu bana tanıştırması da ilginç oldu, net mevzusu daha az antipatik gözükmeye başladı bana.
sevdiğim arkadaşlarımla istediğimiz sıklıkta görüşememek beni üzüyor, aylak zamanlar bu bağlamda yeni bir iletişim aracı oldu, ironik ama öyle.
aylak zamanlar ın bir senelik macerasını en iyi anlatan durum ise haliyle yazdıklarım. aylakzamanlar ı ilk açtığım zamanlarda canım sayfaya bir şeyler yazmak istiyordu, şimdiyse durum hazır bilgisayar ı açtım bir şeyler karalayım a döndü. sayfanın durumunu en iyi böyle anlatabilirim sanırım. birçok selim hikayesi var, ama yazmak gelmiyor içimden, durum böyle kısacası.
peki bundan sonra ne olacak?
sayfayı devam ettireceğim, hatta belki yazar kadromuzda yeni isimler görebiliriz, bu konu net değil, göreceğiz artık, kısacası aylak zamanlar ağır aksak da olsa devam edecek, daha az ama daha yoğun yazabilirim, ya da böyle devam eder, eylül de yani arayüzümüzle geliriz, ya da böyle devam ederiz, büyük bir ihtimalle böyle devam ederiz, ben de bilmiyorum.
sayfayı bugüne kadar okuyan bütün dostlarıma ve görüşlerini benimle paylaşma inceliğini gösteren bütün tanımadığım dostlarıma teşekkür ediyorum, görüşürüz, eyvallah.
son söz üstattan:
"sevmek, her şey bir insanı sevmekle başlar."

18 Temmuz 2008 Cuma

aylak zamanlar



jacques prevert in şiir kitabını aldım.
yeni bir şiir kitabı aldığımda içindekilere bakıp sevdiğim bir şiirimi açmam hemen. bunun yerine bir sayfayı açıveririm.
sayfayı açtım, hınzır bir gülümseme yerleşti yüzüme.
paris at night ı açmıştım.
dört sene önceye döndüm birden. sevgili birsen e bana bir iki ecnebi şair söylesene demiştim, kız arkadaşıma bir şeyler yazacaktım, "çalma" zamanıydı.
birsen düşündü, kız arkadaşımı o bana tanıştırmıştı, ama bunu umursamadı, her zamanki gibi suç ortağımdı, prevert le tanıştırdı beni, sonra paris at night ı okudu bana, ingilizcesini.
ve sonra paris at night benim kalemimle canlandı...
ha ha, tabi ki öyle bir şey olmadı, komik bir şekilde baştan yazdım şiiri.
baştan savma olmuştu, ama o kadar güzeldi ki, yine de onu etkilemeyi başarmıştım.
o günlerde hep çalıntı şiirler yazardım, hep başka başka isimlerden.
kimse benden şiir yazmamı istemiyordu aslında, ama işler hep böyle oluyordu.
yıllar sonra onu hatırlıyorum prevert le birlikte. bu bana yetiyor.
belki o hiçbir zaman prevert den haberdar olmayacak, belki de çoktan öğrenmiştir bu şiirin asıl sahibini; güzel bir andı, söylemek istediğim bu aslında.
ve onunla ilgili başka hiçbir şey aklımda yok. aslında sadece dört sene önceydi, ama aklımda sadece paris at night ın kalmış olması beni üzmüyor, bir ilişkiden geriye sadece anlar kalır, keşke herkes benim gibi mutlu olabilse, insanlar eski sevgililerini sadece neler çektiklerini birilerine anlatma ihtiyacı duyduklarında hatırlıyorlar ve bazen bana da anlatıyorlar, onlara hak vermemi beklerlerken benim hiç mi güzel bir şeyler olmadı sorum onları afallatıyor, ama haksız mıyım anıl diyorlar.
haklılar tabi ve ama o eski adam da haklı ve ikisi de aynı zamanda haksız ve bunun aslında hiçbir önemi yok.
anlayamadıkları bu.
ve şimdi onu prevertle beraber düşünürken beni iyi hatırlıyor olmasını diliyorum, belki o da bu şiirden bahsediyordur benim ne işe yaramaz biri olduğumu anlatmak için.
yıllar geçti, şimdi yine prevert var elimde.
ve prevert hala büyülü geliyor bana.
ve ben artık arak şiir yazmıyorum.
ve prevert okurken şiirde yapmayı en çok istediğim minvallerden olan sinema dili anlatımı mükemmel bir biçimde kullanabildiği için onu hem kıskanıyorum hem de çok seviyorum
bir verlaine, rimbaud, baudlaire,lautreamont değil ama hemen o efsanelerin bir sıra altındaki fransız şairlerinden benim için.
bu kadar bahsettim şiiri koymazsam olmaz sanırım, orhan suda çevirisini sizinle paylaşıyorum, gerçi benim aklımda hala aylak a. yorumu var ama neyse.


Geceleyin Paris

Karanlıkta tek tek yakılmış üç kibrit
İlki görmek için tüm yüzünü senin
Gözlerini görmek için ikincisi
Sonuncusu dudaklarını
Ve kollarımla sararken seni
Koyu bir karanlık bütün bunları bana hatırlatmak için.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

aylak zamanlar

en son 2006 yazının başında bernhard dan bir şeyler, yok etmeyi, okumuştum. dün iki sene sonra bernhard ı elime aldım ve iki sene önce aldığım tadı daha da yoğun olarak hissettim.
dönüp dönüp okuyabileceğimiz yazarlar olması ne güzel.
bernhard, celine, svevo, hesse, pavese.. onları okumuş olduğum için, onlardan haberdar olduğum için çok mutluyum.
iyi yazarların ortak özelliklerinden biri de yıllar sonra da okunabilmeleri olsa gerek.
bunu ilerleyen yıllarda daha iyi anlayacağım sanırım.
dün gece uzun süre kitap okudum, sonra planlarını yaptığım öykülerimi düşündüm bir süre.
elimde on beş civarı öyküyle ilgili aldığım notlar var. bazılar birleşip tek bir öykü olabilir, bazıları içime sinmeyebilir, bilemiyorum. dört sene önce aklıma gelen bir fikir de var, geçen hafta karamuk ta çay içerken aklıma düşen bir hikaye de var. bunları artık yazmalıyım, yazmazsam kendimi çok kötü hissedeceğim. kimse için yazmayacağım bunları, sadece kendime verdiğim bir sözü yerine getirmiş olacağım ve bu şimdiden kendimi iyi hissetmemi sağlıyor.
ilginç bir geceydi. tek başınıza otururken ne düşüneceğinizi asla kestiremezsiniz. bu sene tüyap a gitme kararı aldım, iki sene önce yemin ettiysem de, şimdi de kesin gideceğim diyorum. dün gece aldım liste yapmaya başladım, çok kitap var, para nerde? bulacağız bir şekilde.
evet yarın ne yapacağımı bilemiyorum ama iki ay sonrası için liste tutuyorum.
ve burasını iyice bir günlük gibi kullanmaya başladım.
bundan rahatsızlık duymuyorum, böylesi daha iyi sanki.
yıllar sonra belki buraya da dönerim.
iki bin sekiz yazı, bernhard okumuşum, ne güzel.
görüşürüz dost, kendine iyi bak.

11 Temmuz 2008 Cuma

anket

yazacak bir şey bulamadıkça anket koyayım diyorum jeremy, yeni bir anketle karşınızdayız.
evet, öncelikle belirteyim şu an anketin şıklarını daha düşünmedim bile, az sonra her şey doğaçlama gelişecek, konumuza gelecek olursak, çok yakında aylakzamanlar bir yaşına basacak, okuyucularımın sayfayla ilgili görüşlerini çok merak ettiğim için böyle bir anket düzenliyorum.
aylakzamanlar üzerine çok yakında bir yazı yazacağım, aylakzamanların gidişatı üzerine, bugüne kadar ne olduğuna dair ne düşündüğümü sizlerle paylaşacağım, şimdilik anketle başlıyoruz.
görüşürüz jeremy, herkese selamlar.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

.


selam
sabah bir konu takıldı aklıma, bütün gün onu düşündüm, akşam da mouchette i izleyince bu konu hakkında bir açıklama yapmam gerektiğini düşündüm.
efendim, bir ortam olur, yeni tanıştığınız tipler falan, sinema da konuşulur, ben varsam kesin konuşulur, ben ne kadar şey biliyorsam kusarım, neyse kesin sorulur:en sevdiğin yönetmen kim?
evet, o kadar konuşurum ama bu soru sorulduğunda yüzüm buruşur, salak ıkınma sesleri, sonra cevap verememe.
bundan on sene önce bana en sevdiğim yönetmeni sorsalar hiçbir yönetmeni bilmediğim için cevap veremezdim.
bundan beş sene önce sorduklarında ise kasıntı bir şekilde woody allen derdim. 15,16 iken izlediğim love and death, manhattan, annie hall beni o günlerde beni çok etkilemişti, bu sorunun kesin bir yanıtı vardı bende.
işte sonrası karışık. durmadan yeni yönetmenler, yeni filmler, sonra başkaları, sonra ilk başta anlaşılmayanların bir daha izlenmesi, birbiriyle hiç alakası olmayan yönetmenlere hayran olmam, işte bugüne geldik.
bu akşam konuyu sonuçlandırdım. çok da umrumdaydı senin ne sevdiğin diyebilirsin jeremy, eyvallah ama tarihe not düşmek istiyorum, ayrıca burası benim e-günlüğüm.
neyse bana artık bu soruyu sorduklarında üç tane yönetmen ismini sıralıyacağım,arkasından da ruh haletime göre, o dönem izlediklerime göre bir iki isim gelebilir, onları yazmayacağım, çünkü o zaman işin boku çıkacak yine.
bir derecelendirme yapmadan isimlerim şunlardır:
bresson, godard, antonioni
ismini duyunca yüzümü buruşturunlar:
lucas,spielberg, besson
durum böyledir, sıkıcı fransız filmlerine bayılan entel aday adayı dostlarımı selamlıyorum, öpüyorum.

3 Temmuz 2008 Perşembe

aylak a.


sabah kalktığımda saatli maarif takvimine baktım.
on beş hazirana yapışmıştı, sayfayı koparmak gelmedi içimden.
sonra odamdaydım, elimde modern takvimlerden biri vardı.
ilginç bir ilişikimiz var, hep geride kalıyor, mayıstayken nisan da, hazirandayken maysıta.
bıraktım öyle kalsın.
tarih dediğin nedir ki?
günlerden geriye sadece onları dolduran anlar kalıyor hep,gerisi yaşanmadan tamamlanıyor.
bugünün de bir önemi varmış, morrison ın ölüm yıldönümü.
yaşasaydı, neler yapardı kim bilir, belki "kapıları" bizim için de açardı.
çok yalnız hissediyorum jeremy, uzun zamandır bu böyle.
ki bu artık çok anlamlı gelmeye başladı.
yaz ayları trip yazılar serimizin ilki burada bitmiştir.
ben sizi haberdar edeceğim.

kandil mesajı

kandilleri çok seviyorum.
kandil simitlerini de.
kandil çocuklarını kovalamak istiyorum.
kandiliniz kutlu olsun.

1 Temmuz 2008 Salı

02.07.1993-Sivas-37-Şeriat-Madımak-Katliam

on beş sene oldu.
unutmak bir yana çocuk kafamla anlayamadığım bu şerefsizlik hakkında her sene yeni şeyler öğreniyorum.
sivas taki zihniyet bugün üstüne geçirdiği modern makyajla sivil darbe yapma amacında, gündemin sivas katliamıyla ilintisini iyi görmek lazım.
bir sonbahar günü
kudretli, azametli, hikmetli ağacımız
her geçen gün biraz daha dökülüyor yapraklarımız ve geriye kalan kuru dallarımızda savrulan yapraklarımıza bakıyoruz; her geçen gün daha çıplak, savunmasız hissediyoruz, iyi adına, güzel adına, erdem adına ne varsa kaybediyoruz.
bir on beş sene sonra nerede olacağız?
düşünebiliyor musun, ya da düşünmeye cesaret edebiliyor musun?
kurumaya devam ediyoruz, önümüz kış.
görüşürüz.