27 Ağustos 2008 Çarşamba

öyle


selam
uzun zamandır yazmadığımı düşünüyordum, sonra log in olunca sayfanın seklinin bile değiştiğini gördüm, ama o kadar "uzun" bir ara olmadı, yanılmıyorum, uyarın beni, bu sadece bir talihsizlik.
evet, devam edelim.
aklımda olan birkaç seyden bahsedebilirim. bu yazın başlarında pavese nin yalnız kadınlar arasında romanını okumuştum. romanı okudukça aklıma sürekli tam da antonioni lik bir roman, çekse nasıl olurdu acaba düşüncesi geliyordu. neyse jeremy sonra geçenlerde izlemediğim antonioni filmlerinin konularına bakıyordum ki, antonioni nin bu filmi cekmis olduğunu öğrendim.gerçekten güzel bir histi, antonioni yi tanıdığımı hissettim.
antonioni demisken, geçtiğimiz aylarda en sevdiğim yönetmenleri yazmıştım hatırlarsın belki, iki binlerdeki favori yönetmenimi de yazayım bari. yaklasık bir senedir hiçbir tsai ming liang filmi izlemedim, ama ayrı ayrı filmlerinden birçok sahne sürekli kafamda dönüyor. işte sinema bu, işte görsellik bu, tsai ming liang in kadrajına bayılıyorum.
sinemayla devam edelim. godard a hayranlığımı biliyorsun, defalarca izlediğim filmleri var ustanın. bir tanesi de le mepris. godard le mepris yi moravia nin bir kitabından yola çıkarak yazmış, bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum, ama bilirsin işte, bazı şeyler nedensiz olarak ertelenir. neyse jeremy, okudum kitabı ve godard a bir kez daha şapka çıkardım. hani genel bir kanı vardır, kitap uyarlamalarının kitapları arattığını söyleyen. aslında bu olguya ben de inanıyorum, ama istisnalar olmalı elbet. işte onlardan birini de godard yapmış. çok ustaca bir hileyle yönetmen lang olmuş, bu filmin doğrultsunu değiştiriyor, lang filmdeki bilge kişi oluyor, durup durup brecht den hölderlin den bir şeyler okuyor bizlere, aynı zamanda yapımcıyı da amerikan yapıp sinema sektörüne de değinmeden geçmiyor film ve aynı zamanda filmin asıl konusu olan iletişimi kaybeden çifti mükemmel anlatıyor. bu filmin kurgusu çok özel. sadece odysseus a bakış açısını beğenmiyorum bu filmin, bir aksaklık var, filmin kusursuz olmasını engelleyen, bir şeyler aceleye gelmiş.
okuduklarıma dönelim, auster in new york üçlemesini bitirdim dün. auster in birçok kitabını okumuştum önceden ve her seferinde bu adam da özel olan ne ki demistim kendime. herkeste var kitapları, bir keresinde bir kitabını arkadasımın evinde iki üc saatte okumuştum, su gibi akıyordu kitap, geride hiçbir şey kalmamıştı. ama new york üçlemesinde nihayet auster e saygı duydum. bir seferde tam olarak anlayamayacağınız eserler vardır, mesele antonioni nin blow up gibi, bu kitapta da aynı durum var, her okuduğumda farklı bir sey görebilirim. bu arada blow up a ilham veren cortazar ın kitabını hala okumamış olmam da çok ilginç. cortazar önemli bir yazar, bu filmi cok seviyorum, ama hala okumadım. düşününce sinirleniyorum aslında, okumak istediğim o kadar çok şey var ki.
istediklerimiz her zaman olmuyor haliyle. bunu biliyorum jeremy, bu yeni bir şey değil ki. aslında konuşmadan anlaşılmak isterdim, ama konuşmadığın zaman karşı tarafın görebildiği tek şey senin konuşmadığın, yoruyor bunlar beni.
evet, o zaman bitirelim, bir şiirle bağlayalım, çetin altan tarzı-çok severim ya kendisini-, aslında bu aralar hep hölderlin var aklımda ama biz pessoa yla bitirelim, bir enis batur cevirisi, artık blogda edebiyattan bahsetmek istiyorum sadece, bildiklerimi paylaşmak, konuşmak.
I
Bir kaçağım ben.
Doğduğum günden başlayıp
el etek çektim kendimden,
kıldım beni bana dönek.
Gerekliyken yorgun düşmek
aynı yerde olmaktan
neden yorgun düşmemek
kendine eşit olmaktan?
Ruhum bende kendini arar
uzaklarda gezerim,
Tanrı yardımcım olsun
ruhum beni asla bulamasın.
Kafeste yaşamaktır biricik olmak,
ben olmaksa hiç olmamak.
Kaçarak yaşayacağım hep -
İyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.
II
Sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
Düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.
Ruhsa, birden fazla var bende.
B e n' se benden daha fazlası.
Herkes kayıtsız oysayaşadığım hayata:
Susturuyorum onları,
kendim konuşurken.
Hislerim, hissetmediklerim
-onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. Farkına varmıyorum
hiçbir şeyin - yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.


3 Ağustos 2008 Pazar

sonuç


2 ağustos 2008, hürriyet gazetesi, latif demirci