16 Eylül 2008 Salı

tatil kitabı


geçen hafta vizyona giren filmlerden bahsetmiştim, değerlendirmelerimize tatil kitabıyla başlayalım.
son dönem türk sinemasında taşra filmlerinin çok büyük bir yeri var, bunun ana nedeni yönetmenlerin çıkış noktalarının taşra olması ve kendi hikayelerini anlatmayı daha iyi becereceklerini düşünmeleri olsa gerek. mayıs sıkıntısı, karpuz kabuğundan gemiler yapmak, yumurta hep otobiyografik uzantıları olan filmler, tatil kitabı da bu yeni türün en son örneği sinemamızda.
tatil kitabı filminin saydığım diğer filmlerden en büyük farkı taşra ya olumsuz bakışında yatıyor. saydığım filmleri izlediyseniz bilirsiniz her ne kadar taşra bir çıkmaz yeri olsa da, aynı zamanda cezbeye sahip bir yer olarak gösterilir. tatil kitabı ise taşrayı tamamen olumsuz bir şekilde yansıtıyor. hatta yönetmen güzel bir kare göstermemeye özen göstermiş gibi geldi, filmin bize anlattığı şey taşranın insanın kaçması gereken , yaşamını heder edeceği bir yer olduğu.
hikaye bir karakterin üzerinden anlatılmıyor. bunun yerine teoman dört silifkeli erkeğin üzerinden adeta silifkeli bir erkeğin hikayesinin ayrı evrelerini eşzamanlı olarak anlatmış. çocukken yaz ayları büyüdkleri zaman babaları tarafından yaşayacakları baskının bir hazırlık evresidir, ergenken hayallerinizin peşinden gitmenize izin verilmez, orta yaşlarınızda idealleriniz örselenmiştir, tipik bir taşralı olmaktasınızdır-yeğenine parayı vermemesi güzel bir örnek- ve sonra ölürken bile 100 doları düşünürsünüz. alın size bir silifke portresi. filmin ilk sahnelerinde hikayenin basmakalıp diyaloglarla ilerlediğini düşünmüştüm, ama taşranın hikayesi bu, aynı karenin içersinde ilerliyor, çıkış yok-filmin yorumu- yönetmen benden çok daha iyi biliyor taşrayı, orjinal taşra karakterleri eğreti dururdu, bu sıradanlığı olumsuz yorumlamamak lazım.
taner birsel i görmek gerçekten hoştu, çocuk oyuncu da gayet iyiydi, zaten oyunculara yüklenen bir mizanseni yoktu filmin, hiçbir karakterin üstüne gitmiyor film, sadece baba hakkında olumlu konuşmak güç, gerçekten rahatsızlık veriyordu. hikayede hiçbir karakterin üstüne gitmiyor derken şunu demek istedim:sanki silifke insanlarının hayatına ayrı ayrı sahnelerde konuk oluyoruz . sahneler birbirine bağlanmak zorunda değil. otuz bir çeken asker, turistleri kesen çocuk, manisa ya gidip migros da çalışmak isteyen kasap çırağı, makina gibi çalışan işçiler, kocası ölürken kıskançlık krizi geçiren ve sabah programlarını izleyip kafasında yeni şeyler kuran ev hanımı, hepsinin hayatına bir sahne konuk oluyoruz ve sonra onları geride bırakıyoruz. kısa ve bir örgüye haiz olmayan sahneler, filmi böyle anlatabilirim sanırım.
gelelim seyfi teoman ın kamerasına. seyfi teoman ın kamerası birkaç sahne dışında hiç hareket etmiyor, hatta pan bile yapmıyor, hatta karakterleri gösterme derdi de yok, evlerin içine girmek bile istemiyor. yakın planlar hiç yok, çoğu sahne tek plan ve bazı sahnelerde kamera orada misafir olduğumuzu duyumsatıyor. görsel anlamda filmde tek bir güzel kare yok, bu da yönetmenin taşraya bakış açısıyla alakalı bence.
seyfi teoman simgelerle boğulmayan, müziğe yer vermeyen, taşraya son derece katı bir şekilde bakan, seyircinin sempatisini kazanma derdi olmayan bir film yapmış. bu filmle ilgili olarak menfi şunu söylersem haksızlık etmiş olmam sanırım: seyfi teoman ın karakterlerinin derinliği yok, kısacası film bir hikaye anlatmıyor. onun derdi bir hikaye anlatmak değil, bu film bir taşraya bakış izletisi ama onun yeteneklerini değerlendirmek de güç oluyor bu durumda. ama ilk filmlerde yönetmenlere yüklenmemek lazım, ilk filmler sadece ilerde yapabileceklerinin bir imidir. seyfi teoman la ilgili olarak en son şunu söyleyeceğim. kendisi boğaziçi çıkışlı ve bu film mithat alam film merkezinin desteğini arkasına almış bir yapım. mithat alam film merkezinin çıkardığı ilk önemli isim seyfi teoman, arkasının gelmesi türk sineması adına çok önem teşkil ediyor.

4 yorum:

godsyndrome dedi ki...

Şimdi jeremy sen filmden anlıyorsun bana öyle bir film söyleki mesela esas oğlana haksızlık yapılmış tam intikamını alıcak ama araba çarpıp ölüyor,film de orda bitiyor.Böyle bir şeyin var mı?

lüzumsuz adam dedi ki...

godsyndrome filmi sen yazdın be abi. :)))))
ya seni okurken çok eğleniyorum, nesnesi olmayan bir neşen var abi senin, gerçekten süpersin.

godsyndrome dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
godsyndrome dedi ki...

nesne burada anıl:
http://godsyndrome.blogspot.com/2008/09/alamak-iin-gzya-art-mdrarttr.html